İnsanın sahip olduğu değerli şey akıl ve ruh sağlığıdır. Delilik, kimse için iyi bir anlam taşımaz. Kimsenin isteyeceği bir şey değildir. Başkasının bakımına muhtaç olma, kendini dünyanın zorluklarına karşı koruyamama, her türlü kötülüğe açık olma ve sahip olduğun değerlerin artık geçersiz kalması. Büyük bir dramdır deli olma.

Türkiye’de deli olma ise bambaşka anlamları beraberinde getirir. Birçok insan Türkiye’de deli olmayı akıllı olmaktan daha lüks görse de, burada bir ironi olduğu aşikârdır. İnsanlar delilerden çoğu kez korkarlar. Çünkü ne yapacağını bilemediğimiz insanlardır. İnsanları çoğu kez yanlış yapmaktan alıkoyan “yaptıklarından sorumlu olma” dürtüler onlarda yoktur. Ayrıca deli kuvveti dediğimiz bir gerçek de vardır. İşte bunlar çoğu kez insanların delilerden çekinmesine sebep verir.

Bir de madalyonun diğer yüzü vardır. Mahallenin bir delisi vardır ve zararsızdır. Çoğu kez bu deliler çocukların ve esnafın maskotu olurlar. Bazen insanların sınırlarını zorlayan dalga geçmeler yaşansa da hayatımızın bir parçası oluverirler. Buraya kadar anlatılanlar sanırım dünyanın çoğu yerinde aynıdır. Her toplumda delileri bir tehlike olarak görme veya sineye basma durumu vardır. Türkiye’de ise bir başka anlayış daha vardır. Gerçi farklı toplumlarda da karşımıza gelen bu anlayış Türkiye’de çok fazla yoğundur. Ya deli değil de veli ise?

Velilik bir makamdır. Dini bir makam olarak kabul edilse de, veli olmak toplumumuzda anlayış olarak olgun olma, ruhun ince olması, hassasiyetlerin yüksek olmasıdır. Veliler ile ilgili anlayış ülkemizde çok eskilere dayanır. Her zaman toplumda manen güçlü olan insanların var olduğu düşünülmüştür.Bu insanların manevi çekimi herkese dokunmuştur ve hürmet edilmiştir. Veliliğin en üst mertebesinin deliliğin başladığı yer olduğuna inanılmıştır. İşte veliliğin en üst perdesinde midir insan yoksa deliliğin ilk basamağında mı? Bunu kimse bilemez. Bu da bir deli ile karşılaşıldığında, ya veli ise? Sorusunu akıllara getirir.

Delilik ile veliliğin kardeş olduğunu benimsemiş bir toplumda her gelenin hızır bilinmesi gereği de eklenince bir cümbüş kopar. İşte Türkiye’de deli olma bir statüyü de beraberinde getirebilir. Toplum o deliye bakmakta kendini sorumlu görür ve sinesine basar. Deliye bakılır, kalması için bir yer ayarlanır, temizliği, giyimi, yiyeceği delinin yaşadığı yerdeki insanlar tarafından yapılır.